Ayyaş
Sert içki boğazı yakıyor, sarhoş olmamak elde değil.
Neden sendeleyerek yürüyorsun? Neden her adımda yer sanki eğilip kalkıyor? Çünkü damarlarında kan değil — bir kadeh Rakı, yarım şişe Efes ve masanın altındaki o son bardak şarap dolaşıyor! "Bir tek daha, sonuncu" — bu cümle seninle gece boyu evlendi. Tekirdağ Rakısı ile başladın, Yeni Rakı ile devam ettin, aralara Bomonti sıkıştırdın, sofrada kim ne koyduysa sen indirdin. Kendini gecenin şairi, evrenin merkezindeki sönmez alev sanıyorsun — masaya vurup hayatın anlamını çözdüğünü ilan ediyorsun, arkadaşının omzunda ağlıyorsun, sonra aynı arkadaşa ebedi kardeşlik yemini ediyorsun. Ta ki ertesi sabah 10'a kadar. Kafan çatlamış bir ceviz gibi zonkluyor, dudak kenarında dün gecenin meze kırıntıları, gömleğinde tanımlanamayan bir leke, ruhun odanın bir köşesinde buruşmuş yatıyor. Telefonunu açmaya cesaret edemiyorsun — kim bilir kime ne mesaj attın. Sonunda aynadaki kendine bakıp o acı gerçeği kabul ediyorsun: dün gece masaya vurarak söylev veren o "filozof" artık resmen bir ayyaşa dönüşmüştür.