Ezik
Dibe vurdum, yakında yükseleceğim. Tabii ki.
Vay be. Sıradan bir ezik değilsin — kinik filozof Diogenes'in kayıp ruhsal mirasçısısın. Çünkü Dior-s aslında Diogenes' Original Realist - sage demek. Dior-s kişiliği, tüketim kültürüne ve toksik başarı koçluğuna çekilmiş nihai orta parmak. "Tembel" değiller — her "hırsın" sonunun sadece daha lüks bir hücre olduğunu çoktan gördüler. Herkes trendleri kovalayıp devrin dalgalarıyla savrulurken, Dior-s kendi ruhsal fıçısında güneşlenerek "insan-fıçı birliği" nihai mertebesine çoktan ulaşmış. İnandıkları şey boş laflar değil — milyarlarca deneyle doğrulanmış fizik ve biyoloji yasalarıdır: 1) Yatmak, ayakta durmaktan daha rahattır; 2) Yemek vakti geldiğinde, yemek yenir.
Öz güvenin hava durumuna göre iner çıkar, rüzgâr lehineyse uçarsın, tersine dönünce büzüşürsün.
Kendi huyunu, arzunu ve sınırını net biçimde bilirsin.
Hem ilerlemek hem biraz uzanmak istersin, değer sıralaman içeride sürekli toplantı yapar.
Yarı güven, yarı sınama, ilişkide kafanın içinde sürekli ipi çeker bırakır.
Yatırım yaparsın ama yedek bir çıkışı saklı tutarsın, her şeyi ortaya atmazsın.
Alan hissi önemli, ne kadar seversen sev kendine ait bir parçayı hep saklarsın.
Ne saf ne de tamamen komplocu, beklemek senin içgüdün.
Düzen hissin güçlüdür, süreçle yürüyebiliyorsan doğaçlama patlatmayı sevmezsin.
Ara sıra hedef olur ara sıra boş ver der, hayat felsefen yarı açık yarı kapalıdır.
Sonuç, büyüme ve ilerleme hissi seni kolayca ateşler.
Düşünürsün ama kilitlenmezsin, normal bir tereddüt seviyesindesin.
İlerleme arzun yüksek, iş yere düşmeden içine diken batar.
Sosyal açılışın yavaş ısınır, ilk adım atmak için yarım gün güç toplamak zorundasın.
Sınır hissin güçlü, biri çok yaklaşınca içgüdüsel olarak yarım adım geri çekilirsin.
Daha doğrudan ifade edersin, içinde ne varsa dolaştırmadan söylersin.